• Ashburn
  • 20 Nisan 2021 Salı
  • 20:07
  • 14°/16°
  • 8,1157
  • 9,7894

Eczacı, Matematik Bilgini, Astronom, Tıp Doktoru, Şair

Hekim, eczacı, astronom, matematikçi, şair (D. ?, Antakya – Ö. 1599, Mekke). Tam adı Dâvûd b. Ömer el-Ekmeh ed-Darîr el-Antakî’dir. Antakya’da doğumlu olduğundan Davûd-i Antakî lakabıyla tanınmış, ayrıca doğuştan kör ol­duğu için “Ekmeh” ve “Darîr” lakaplarıyla; keskin zekâsı ve derin bilgisinden dolayı “Basîr” (iyi gören) lakabıyla da anılmıştır. Babası Habib Neccâr köyünün ağası olan Ömer Ağa hayırsever bir kişiydi.

Davûd yedi yaşı­na kadar yerinden kalkamayacak dere­cede özürlü bir çocuktu. Bakıcısı her gün onu, babasının yaptırdığı misafirhaneye götürür bırakırdı. Bu­rada akşama kadar gelip giden bilim adamlarıyla birlikte olan Dâvûd, onlardan birçok şey öğrendi ve o yıllarda “Kur’ân-ı Kerim”i de ezberledi. İranlı bir tıp bilgini olan Muhammed Şerif o yıllarda An­takya’ya geldi ve misafirhanede ona ders verdiği gibi tedavisiyle de ilgilenerek iyi­leşmesini sağladı. Antakî daha sonra ay­nı hocadan mantık ve matematik oku­du ve Farsça öğrendi. Hocasının tavsi­yesi üzerine Yunanca da öğrendi.

Davud-i Antakî, bilimdeki başarılarını, gelip gidenleriyle gerçek bir bilim ortamı olan babasının kurduğu söz konusu konukevinde yetişmesine borçludur. Özellikle babası onun bilim adamı olması için çok gayret etti ve şefkatle üzerinde durdu. İslam ve fen bilimlerine birlikte çalışarak yetişti. Antakya’dan Kahire’ye gittiği zaman, birçok bilim alanında söz sahibiydi. Burada çalışmalara başlayarak, tabip ve eczacıların üstadı oldu, ünü dört bir yana yayıldı. On altıncı yüzyılda İslam dünyasında onun derecesine ulaşan bir tabip ve eczacı görülmedi. Kendinden önceki tıp ve eczacılık alanındaki bilginlerin çalışmalarına esaslı katkılarda bulundu.


Antakî, Mu­hammed Şerif’in Antakya’dan ayrılma­sından ve babasının ölümünden sonra bir geziye çıktı. 1568-69 yıllarında Şam’­dayken ünlü “Tezkire-i Dâvûd” adlı ese­rini yazmaya başladı. Bu arada hasta te­davisine de başlayan Antakî, Kahire’ye giderek Zâhiriyye Medresesi’nde bir yan­dan ders okuturken bir yandan da he­kimlik yaptı. 1599’da gittiği Mek­ke’de, bir rivayete göre hastalanarak, başka bir söylentiye göre de zehirlenerek öldü.

Davudi Antakî, tıp bilimi ve günümüzün en önemli sorunlarından biri haline gelen hekimlik mesleği hakkında, tüm doktorların kulağında küpe olması gereken şu önemli uyarıyı yapmıştır:

“Bu ilme son derece kıymet vermek ve saygı duymak, ehline karşı mütevazi olmak gerekir. Yayılması için de çalışıp gayret göstermelidir. Fakat dikkat edilecek mühim bir husus vardır; o da bu ilmi, alçak, ahlaksız, sadece kendi menfaatini düşünen rezil kimselere kaptırmamaktır. Gayretsiz, himmet ve idealsiz kimseleri bu ilimden uzak tutmalıdır. Eğer buna dikkat edilmezse, hem ahlaksızlık ve yolsuzluklara yol açılmış, hem de nice hastaların ölümüne sebep olunmuş olur.”

Eczacılık alanında otlardan, hayvanlardan ve kimyevi maddelerin her çeşidinden yararlanarak, bu alanda çok önemli keşiflerde bulunmuş olan Davud-i Antâkî, hassas yaratılışlı bir insandı. Değerli bir hekim, eczacı, astronom ve matematikçi, aynı zamanda son de­rece geniş ansiklopedik kültüre sahip bir düşünür ve şairdi.

Antakî, başta tıp olmak üzere kelâm, mantık, felsefe, cebir ve astro­nomiyle ilgili birçok kitap ve risale (küçük kitap) yaz­mıştır. “Tezkire-i Dâ­vûd” ya da “Tezkire-i Antakî” adlarıyla da ta­nınan en ünlü eseri “Tezkiret-ül-Elbab vel-Camia lil-Ucub-il-Uccab” dır. Bu eserinin önsözünde tıp biliminin önemi, gereği ve öğrenim yöntemleri üzerinde durulur. Birinci bölüm tıbba genel bir giriş niteliğinde, ikinci ve üçüncü bölümler tek ve birleşik ilâç­lar (el-müfredât ve’l-mürekkebât) hakkın­dadır. Dördüncü bölümü hastalıkların kökeni ve doğasına göre tedavi yöntemlerini içermektedir. Son bölümde ise tıpla ilgili çe­şitli meselelerin yanı sıra astroloji, astro­nomi, geometri ve tılsım gibi çok farklı alanlardaki bilgilere yer verilmektedir.


“Nüzhet-ül-Ezhan fi Islah-il-Ebdan” adlı eseri ise bir giriş bölümü ile yedi kısım ve bir sonuç bölümünden meydana gelmektedir. Birinci bölümde doğal olaylar, ikinci bölümde insan anatomisi, üçüncü bölümde hastalıkların oluş sebepleri, dördüncü bölümde insanın dış yapısının özellikleri, beşinci bölümde sağlık konusunda öneriler, altıncı bölümde hastalıkların ayrıntıları, yedinci bölümde ise bedeni hastalıklar anlatmaktadır.

En-Nüzhet-ül Mübehhece fi Teşhis-il-Ezhan ve Ta’dil-il-Emzice adlı eseri, iç ve dış hastalıkların teşhis ve tedavi usulleri hakkındadır. Risale fil-Fasdi vel-Hacamat, hacamat ve kan alımı üzerinedir.

Tezyinul-esvâk bi-taişîli Eşvâki'l-uş­şak adlı eseri, ünlü tefsir âlimi Bikâî'nin Eşvâ ku'l-Uşşâk adlı eserini esas alarak yazdığı ve şiirlerini de içeren aşk üzerine bir incelemedir.

Bu Haberi Paylaşabilirsin!